Köhne Ne Demek? Siyaset Bilimi Perspektifinden Bir İnceleme
Günümüz toplumsal yapılarının ve siyasi sistemlerin içinde dönüp duran bir kelime var: Köhne. TDK’ye göre “köhne”, eski, yıpranmış, modası geçmiş ya da eskimiş bir şey anlamına gelir. Ancak bu kelime, sadece fiziksel bir durumu tanımlamakla kalmaz; siyaset biliminde, kurumların, ideolojilerin ve gücün eskiyen yapıları hakkında derinlemesine düşündürür. Toplumsal düzende köhnemiş yapılar, nasıl bir iktidar ilişkisini sürdürür? Geçmişin mirası, günümüz demokrasisinde hala nasıl etkili olabilir? Bu yazı, bu soruları derinlemesine irdeleyecek, güç ilişkileri ve toplumsal düzen üzerine analitik bir çerçeve sunacaktır.
Köhne Yapılar ve Siyaset: Geçmişin Yükü
Bir ülkenin siyasi yapısına baktığınızda, genellikle göz önüne alınan, demokratik işleyiş, kurumların güncelliği ve yurttaşların katılımıdır. Ancak, bazen bu yapılar o kadar köhneleşir ki, arka planda ciddi bir sorun haline gelirler: Meşruiyet. Meşruiyet, devletin ve hükümetin, yurttaşlar tarafından kabul edilen ve onaylanan haklılık temeline dayanır. Fakat tarihsel olarak köhneleşmiş iktidar yapıları, bu meşruiyeti sorgulanabilir hale getirebilir.
Düşünelim, monarşilerin ve diktatörlüklerin geride bıraktığı siyasi miras, çoğu zaman halkın iradesiyle değil, uzun yıllar süren tek adam yönetimleriyle şekillendirilmiştir. İktidarın elde tutulma biçimi, toplumsal katılımın önünü kapayarak, kendi sürekliliğini sağlamak için köhnemiş yapıları sürdürmeye devam edebilir. Bu, modern demokrasilerde bile, bazı sistemlerin yeniden üretilmesini engelleyemeyen, eskiye dayanan yapıları yaratabilir.
Birçok Latin Amerika ülkesi, 20. yüzyılın ortasında askeri diktatörlüklerden sonra demokrasilere geçiş yapmış olsa da, bu dönüşümdeki köhne yapılar tam olarak ortadan kalkmadı. Kurumsal yetersizlikler ve halkın siyasal katılımına dair sorunlar, hala bu ülkelerdeki demokrasi anlayışını şekillendiriyor. Örneğin, Brezilya’daki politik yozlaşma, eski askeri yönetimlerin hala etkili olduğu bir bağlamda büyüyor. Burada, kurumların köhnemiş yapıları, her ne kadar seçimle gelen liderler olsa da, toplumsal düzenin ilerlemesini engelliyor.
Köhne İdeolojiler ve İktidar
İdeolojiler, toplumların düşünsel temelleri ve siyasal yönelimleriyle doğrudan ilgilidir. Bir ideolojinin zamanla köhnemesi, toplumsal değişimle paralel giden bir süreçtir. Ancak, köhneleşmiş ideolojiler, bazen toplumun mevcut koşullarına uymadıkları halde iktidar tarafından hala dayatılabilir. Bu, katılımın sınırlanmasına neden olur ve halkın siyasete etkin şekilde katılmasını engeller.
Örneğin, Sovyetler Birliği’nden sonra Doğu Avrupa ülkeleri, sosyalist ideolojilerin geride bıraktığı boşlukları doldurmak için yeni bir siyasal anlayışa ihtiyaç duydu. Ancak eski ideolojik yapılar, hızlı bir şekilde yok edilemedi ve hala köhnemiş bir anlayışla devlet yönetimleri sürdürüldü. Bu, Batı Avrupa’daki daha dinamik ve esnek ideolojilerle kıyaslandığında bir katılım zorluğuna yol açtı. Toplumun çoğunluğu, eski yönetim biçimlerinden etkilenerek, yeni demokratik ideolojilere uyum sağlamakta zorluk çekti.
Daha yakın bir örnek, ABD’deki aşırı sağ ideolojisinin yükselmesidir. ABD’de, özellikle Trump’ın başkanlık döneminde, eski sağcı değerler ve neo-liberal ideolojiler, toplumda giderek daha fazla meşruiyet kazandı. Bu ideolojiler, köhneleşmiş olmalarına rağmen hâlâ önemli siyasi etkilere sahip oldu. Burada, ideolojilerin sadece geçmişten miras kalan düşünceler olmadığını, mevcut iktidarın kendi yararına nasıl yeniden şekillendirdiğini görebiliyoruz.
İdeolojik köhneleşme aynı zamanda devletin ve hükümetin politikalarını meşrulaştıran bir araç olarak kullanılır. Mevcut siyasal liderlikler, toplumun çoğunluğunu temsil etme iddialarını ideolojik referanslarla güçlendirebilir. Oysa bu referanslar çoğu zaman zamanla katılımı sınırlayan, geri dönüşü imkansız hale gelen, köhneleşmiş fikirler olabilir. Toplumun farklı kesimlerinden gelen sesler, bu ideolojilerin çıkarlarına aykırı olabilir ve bu da bir tür içsel çelişkiyi ortaya çıkarır.
Demokrasi, Katılım ve Köhneleşmiş Yapılar
Bir toplumu demokrasi olarak nitelendirmenin temel koşullarından biri, yurttaşların siyasal katılımıdır. Ancak demokratik sistemlerin yaşadığı en büyük zorluklardan biri, halkın siyasal süreçlere katılımının engellenmesidir. Bu, yalnızca bireylerin seçimlerde oy kullanma biçiminde değil, aynı zamanda toplumsal kararlar üzerinde etkili olabilme yetisinde de bir sorun yaratır. Yani, köhneleşmiş bir demokratik sistem, yurttaşlarının sesini duymamakla kalmaz, onların etkin şekilde siyasete katılmalarını da engeller.
Bu noktada, meşruiyet tartışması daha da derinleşir. Bir hükümetin veya devletin halk tarafından kabul edilmesi, sadece seçimle gelmesiyle değil, aynı zamanda halkın gerçek bir katılım gösterebilmesiyle mümkündür. Ancak, siyasi elitlerin köhneleşmiş yapıları sürdürebilmesi, çoğu zaman bu katılımı engeller. Avrupa Birliği, özellikle bazı eski Doğu Avrupa ülkelerinde, demokrasiye geçiş sürecinde yaşanan bu tür yapısal köhneleşme sorunlarıyla karşılaşmıştır.
Bu, örneğin Türkiye’deki meşruiyet tartışmalarında olduğu gibi, daha otoriter yönetim anlayışlarıyla karşılaşan toplumlar için de geçerlidir. Burada köhneleşmiş kurumlar, toplumsal yapının yeniden şekillendirilmesinin önünde engel oluşturur. Mevcut hükümetlerin meşruiyetini kazanma çabaları, eski kurumlar ve geçmişin izleriyle doğrudan ilişkilidir.
Günümüz Siyasal Olaylarında Köhneleşen Yapılar
Günümüz dünyasında, köhneleşmiş yapılar hala birçok ülkede etkili olmaya devam ediyor. Kurumların, siyasal katılımı engelleyici bir şekilde işlediği yerler, demokratikleşme çabalarını sekteye uğratmaktadır. 2019’da Brezilya’da Jair Bolsonaro’nun başkanlık seçimi zaferi, eski diktatörlüklerle bağlantılı olan siyasi yapıları tekrar gün yüzüne çıkarmıştır. Bolsonaro’nun yönetimi, eski otoriter ideolojilere dayalı politikaları sürdürerek, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmiş ve katılımı sınırlamıştır.
Bir diğer örnek, meşruiyetin sürekli olarak sorgulandığı Orta Doğu’dur. Buradaki monarşiler ve diktatörlükler, halkın taleplerine kulak asmadan, eski güç yapılarıyla varlıklarını sürdürmektedir. Bu durum, toplumsal hareketlerin gücünü kırmaya yönelik engelleri de beraberinde getirir.
Sonuç: Gelecekte Köhneleşmiş Yapılar Ne Anlama Gelecek?
Siyasi yapılar köhneleşmeye devam ettikçe, toplumsal değişim daha da zorlaşabilir. Köhne kelimesinin, sadece eskiyen ve modası geçmiş bir şeyden ibaret olmadığını, aynı zamanda bir toplumun daha dinamik ve katılımcı bir geleceğe doğru ilerlemesini engelleyen yapıları tanımladığını görmek gerekiyor. Siyasi katılımın önündeki engellerin kaldırılması, toplumların kendi potansiyellerini gerçekleştirebilmeleri için bir gerekliliktir. Ancak, köhneleşmiş ideolojiler ve kurumlar, bu yolu tıkayan en büyük engeller arasında yer almaktadır. Gelecekteki siyasal yapılar, bu engelleri aşabilmek için nasıl bir dönüşüm geçirecek? Katılım ve meşruiyetin yeniden inşa edilmesi için ne tür yenilikçi çözümler bulunabilir? Bu sorular, demokrasiyi savunmanın ne kadar karmaşık ve çok katmanlı bir süreç olduğunu bir kez daha hatırl